Yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve tedavi şekli gibi
çok sayıda faktörün diyabetli bireylerin metabolik kontrol
durumunu etkilediğini gösteren araştırmalar vardır
7–
9.
Çalışmamızda, diyabetli bireylerde cinsiyet, yaş, öğrenim
düzeyi, ekonomik durum, diyabet süresi, tedavi şekli,
ailede diyabet hikayesi, beden kitle indeksi, egzersiz
yapma durumu, diyet yapma durumu, diyabet tedavisine
uyum, diyabet hakkında eğitim alınması ve evde kan
şekeri ölçümünün metabolik kontrol üzerine etkisi
değerlendirilmiştir.
Araştırma grubundaki hastaların %19’u kendisinde tip 2
diyabet olduğunu belirtirken, %81’i diyabet hastalığının
tipini bilmediğini ifade etmiştir. Yani hastaların beşte
dördü diyabetin tipini bilmemektedir (Tablo II). Tip 1 ve
tip 2 diyabet seyri farklılık gösterdiği için, diyabet tipi
metabolik kontrolde önemlidir. Bu nedenle diyabetli
hastalar diyabet tiplerini bilmeli ve iyi bir metabolik
kontrol sağlamak için diyabet tipine uygun olarak yapılması
gerekenlere uymalıdırlar.
Çalışmamızda ortalama diyabet süresi 6,8±6,2 yıl olarak
bulunmuştur. Diyabet süresi 10 yıldan fazla olanların oranı
%19’dur (Tablo II). Bu oran Özer10 tarafından yapılan
çalışmada %35 olarak saptanmıştır. Gözaydın tarafından
tip 2 diyabetli hastalarda yapılan çalışmada, ortalama
diyabet süresi 7,0±6,1 yıl, Papadopoulos tarafından
Yunanistan’da yapılan araştırmada 10,0±8,3 yıl, Chan ve
arkadaşlarının tip 2 diyabetli hastalarda yaptığı araştırmada
ise 15.1±8.0 yıl olarak bulunmuştur11–13. Görüldüğü
gibi yapılan çalışmalarda hastaların diyabet süresi farklılık
göstermektedir.
Diyabetli bireylerin birinci derece akrabalarında diyabet
görülme oranının oldukça yüksek olduğu, diyabetli anne
ve babanın çocuklarında diyabet olma olasılığının %75’e
kadar yükselebildiği belirtilmektedir14. Çalışmamızda
diyabet grubunun %54,8’inin ailesinde diyabet hikayesi
mevcuttur (Tablo II). Kartal tarafından yapılan çalışmada,
diyabetli bireylerde ailede diyabet hikayesi %69,1 iken,
Arslantaş’ın çalışmasında ise bu oran daha düşük
bulunmuştur (%48,7)14,15.
Kan glikoz değerinin istenen düzeye getirilmesi ve bunun
sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve ilaç tedavisiyle sağlanabilir.
Araştırmamızda hastaların %5,1’i sadece diyet yaptığını,
%63,6’sı OAD kullandığını, %11,2’si insülin kullandığını,
%12,3’ü OAD ile beraber insülin kullandığını, %7,8’i ise
diyabet tedavisi için hiçbir şey kullanmadığını belirtmiştir (Tablo II). Yapılan diğer çalışmalarda da bizim çalışmamıza
benzer şekilde, tedavide en fazla tek başına OAD’lerin
kullanıldığı, bunu tek başına insülin kullanımının takip
ettiği belirtilmektedir12,14,16.
Araştırmamızda, diyabetli bireylerin ortalama beden kitle
indeksi 29,8±4,6 bulunmuştur. Beden kitle indeksi 30 ve
üzerinde olanların oranı %45,9 bulunmuştur. Diyabetli
bireylerde obezitenin genel popülasyona göre daha yüksek
olduğu bilinmektedir. Ortalama beden kitle indeksi
Gözaydın’ın çalışmasında 31,1±3,8, Papadopoulos’un
çalışmasında ise 30,4± 5,2 bulunmuştur11,12.
Diyabet tedavisinde istenilen hedeflere ulaşılabilmesinde
ve hipogliseminin önlenmesinde, evde kan şekeri ölçümü
tedavinin önemli bir parçasıdır. Araştırmamızda, hastaların
üçte biri (%33,3) evde kan şekeri ölçümü yaptıklarını
belirtmişlerdir. Tüm diyabetli bireylerin şeker ölçme
cihazına sahip olması ve gerektiğinde kan şekerlerini
ölçebilmeleri; hiç olmazsa, insülin kullanan hastaların
evde kan şekeri ölçümüne önem vermeleri gereklidir.
Yapılan bir çalışmada diyabetli bireylerden evde kan
şekeri ölçümü yapabilenlerin oranının sadece %14,5
olduğu bulunmuştur15. Kartal’ın çalışmasında, hastaların
%95,5’i kan şekeri ölçümü yaptırdığını ifade etmiş, ancak
şeker ölçüm sıklığı incelendiğinde, %59,8’inin ölçümünü
düzensiz yaptırdığı belirlenmiştir14.
Diyabetli bireylerde günlük öğün sayısının üç ana öğün,
üç ara öğün olmak üzere en az altı olması önerilmektedir.
Çalışmamızda, günlük öğün sayısı 6 ve üzerinde olanların
oranı sadece %8,2’dir.
Araştırmamızda, diyabetli bireylerin %56,5’i diyabet
nedeniyle diyet yaptığını, diyet yapanların ise sadece
%13,3’ü diyete tam olarak uyduklarını belirtmiştir.
Yunanistan’da yapılan çalışmada, diyabet nedeniyle diyet
yaptığını belirtenlerin oranı ise %74,9’dur12.
Araştırmamızda, diyet yapanların %79,5’inin diyeti doktor
tarafından, %9,0’ının diyeti ise beslenme uzmanı tarafından
düzenlenmiştir. Beslenme uzmanı, diyabet tedavi ekibinin
önemli bir üyesidir. Araştırmamızda, diyeti beslenme
uzmanı tarafından düzenlenen hasta oranının düşük (%9,0)
olması diyabet kontrolünü yapan doktorların hastaları
diyetisyene yeterince yönlendirmediğini düşündürmektedir.
Araştırmamızda, diyabetli bireylerin %38,1’i üç aydan
uzun süredir diyabetle ilgili doktor kontrolü olmadıklarını
belirtmişlerdir. Son doktor kontrolünden sonra geçen süre
ortalaması 2,8±2,6 aydır. Diyabetik hastaların en geç üç ayda bir düzenli doktor kontrolü olmaları gerekirken,
araştırma grubunun sadece %53,1’inin düzenli doktor
kontrolü olduğu saptanmıştır. Düzenli doktor kontrolünden
geçenlerin oranı Arslantaş’ın çalışmasında bizim
çalışmamıza göre daha yüksek (%77,0) bulunmuştur15.
Diyabetli hastaların kan şekeri kontrollerinin sağlanmasında
egzersizin etkinliği farklı çalışmalarla gösterilmiştir17–19. Araştırmamızda, diyabetli bireylerin %23,1’i
düzenli egzersiz yaptığını belirtmiştir. Kartal tarafından
yapılan çalışmada hastaların %50’si egzersiz yaptığını
ifade etmiş, ancak sadece %5,5’i her gün düzenli olarak
egzersiz yaptığını belirtmiştir14. Yapılan çalışmalarda,
diyabete bağlı oluşabilecek komplikasyonların
önlenmesinde ve metabolik kontrolün sağlanmasında her
gün düzenli yapılan egzersizin oldukça önemli olduğu
vurgulanmaktadır20. Bizim çalışmamızda ise, egzersiz
yaptığını belirtenlerin büyük çoğunluğunun düzenli egzersiz
yapmadığı görülmektedir.
Diyabetli bireylerin %71,8’inde diyabete eşlik eden bir
kronik hastalık mevcut olup, bu hastalıklardan ilk üçü
sırasıyla hipertansiyon, hiperlipidemi ve koroner arter
hastalığıdır. Papadopoulos’un çalışmasında, diyabetli
hastalarda komorbidite oranı bizim çalışmamıza göre
yüksek (%95,2) olup, hastaların %76,9’unda hipertansiyon,
%42,5’inde ise hiperlipideminin diyabete eşlik ettiği
Saptanmıştır12. Pala’nın çalışmasında ise diyabetli
bireylerde komorbidite oranı %60,2 olup bizim
çalışmamıza göre düşüktür16.
HbA1c ölçümü diyabetik hastalarda uzun süreli glisemik
kontrolün değerlendirilmesinde ”altın standart” olarak
kabul edilmektedir21. Açlık kan şekeri ölçümü ise;
diyet alımı, insülin uygulanması, egzersiz ve stres gibi
akut durumlardan etkilendiği için, metabolik durumun
değerlendirilmesinde güvenilir bir kriter değildir. HbA1c
diyabetli hastaların klinik takibinde kullanılmaktadır ve
diyabetin kronik komplikasyonlarını göstermede iyi bir
gösterge olduğu ortaya konmuştur22. HbA1c’nin
%6,5’den düşük olması diyabetik hastaların çoğu için
istenen bir hedeftir4. Araştırmamızda, hastaların HbA1c
değerlerine göre metabolik kontrol durumu incelendiğinde;
%45,9’unda kötü, %29,3’ünde sınırda, %24,8’inde iyi
olduğu saptanmıştır. Diyabetli bireylerin büyük
çoğunluğunun metabolik kontrol durumu istenilen düzeyde
değildir (Tablo III). HbA1c değerleri ortalaması 7,79±1,69
olarak bulunmuştur. Gözaydın’ın çalışmasında ise bu
değer 7,62±1,56 olup, bizim çalışma sonuçlarımıza
benzemektedir11.
Tablo IV’de görüldüğü gibi; diyabetli erkeklerin metabolik
kontrolü kadınlara göre daha iyidir. Erkek cinsiyetin
bağımsız olarak iyi metabolik kontrol durumunu önemli
şekilde etkilediği ve metabolik kontrolün erkek
diyabetlilerde kadınlara göre 1.88 kat daha iyi olduğu
saptanmıştır (Tablo VI). Amerika’da diyabetli bireylerde
yapılan bir çalışmada bizim çalışmamıza benzer şekilde,
erkeklerde glisemik kontrolün kadınlara göre daha iyi
olduğu saptanmıştır6. Araştırmamızda diyabetli
bireylerde, yaş ilerledikçe metabolik kontrolü iyi olanların
oranı anlamlı şekilde azalmakta, öğrenim düzeyi
yükseldikçe metabolik kontrolü iyi olanların oranı anlamlı
olarak artmakta olup, ekonomik durumun metabolik
kontrol düzeyine etkisi ise önemli bulunmamıştır (Tablo IV). Yapılan çoklu analizlerde yaş, öğrenim durumu ve
ekonomik durumun bağımsız olarak iyi metabolik kontrol
durumuna etkisi olmadığı saptanmıştır (Tablo VI). Bir
çalışmada kötü glisemik kontrollü tip 2 diyabetli hastalarda
yapılan 6 aylık birebir eğitim çalışmasında HbA1c’deki
düzelmeler ile okuryazarlık düzeyi arasında ilişki
bulunmamıştır23. Ancak genel olarak eğitim düzeyi
yükseldikçe glisemi kontrolünün iyileştiği bilinmektedir.
Yapılan bir çalışmada ekonomik durum göstergelerinden
biri olan sağlık sigortası bulunmayan diyabetlilerde
glisemik kontrolün sağlık sigortası bulunanlara göre daha
kötü olduğu saptanmıştır6. Sosyoekonomik durumu
yüksek olanların tedaviye uyumunun ve metabolik
kontrolünün daha iyi olduğunu bildiren araştırmalar vardır9,24,25.
Araştırma grubunda, diyabet süresi uzadıkça metabolik
kontrolü iyi olanların oranı anlamlı şekilde azalmakta
olup (p<0,001); diyabet süresi bir yıldan az olanların
%43,8’inin metabolik kontrolü iyi iken, bu oran 10 yıldan
fazla süredir diyabeti olanlarda sadece %10.4’tür
(Tablo V). Metabolik kontrolün diyabet süresi bir yıldan
az olanlarda, diyabet süresi 10 yıldan fazla olanlara göre
7,93 kat, 1-5 yıl arasında olanlarda ise 5,1 kat daha iyi
olduğu saptanmıştır (Tablo VI). Yapılan bir çalışmada
diyabet süresi uzadıkça diyabete bağlı komplikasyon
riskinin de arttığı saptanmış olup, 20 yıl ve daha fazla
süredir diyabeti olanlarda bu riskin 9 kat daha fazla olduğu
belirtilmektedir15. HbA1c değerleri ile çeşitli değişkenler
arasındaki korelasyon incelendiğinde ise; sadece diyabet
süresinin HbA1c değerlerini önemli şekilde etkilediği,
diyabet süresi uzadıkça metabolik kontrolün bozulduğu
saptanmıştır (p<0,001) (Tablo VII).
Tedavi şeklinin metabolik kontrol düzeyine etkisi önemli
bulunmuş olup (p<0,001), insülin kullananların metabolik kontrolünün diğer tedavi yöntemlerini kullananlara göre
daha kötü olduğu saptanmıştır (Tablo V). Yapılan bir
çalışmada, beş diyabetliden birinde glisemik kontrolün
kötü olduğu gösterilmiş olup, insülin kullananların glisemik
kontrolünün insülin kullanmayanlara göre daha kötü olduğu
saptanmıştır6. Çalışmamızda metabolik kontrolün,
diyabet tedavisinde OAD kullananlarda hiçbir şey
kullanmayanlara göre 4,54 kat, insülin kullananlarda 8,33
kat, OAD ile birlikte insülin kullananlarda ise 50 kat daha
kötü olduğu bulunmuştur (Tablo VI). Bu durum özellikle
insülin kullanan tip 2 diyabetli hastaların diyabet süresinin
daha uzun olması ve diyabete bağlı komplikasyon gelişme
ihtimalinin daha fazla olmasına bağlı olabilir. Diyabetli
bireylerde yapılan çalışmalar, özellikle mikrovasküler
komplikasyonların gelişme riskinin metabolik kontrol
durumu ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
HbA1c normale ne kadar yakınsa komplikasyon gelişme
riski o derece düşüktür4. Metabolik kontrolü daha kötü
olan hastalarda diyabet daha da ilerlemiş olup, diyet ve
OAD kullanan hastalara kıyasla daha çok komplikasyon
gelişmektedir.
Diyabet eğitimi ile ilgili yapılan çalışmaların ortak sonucu,
eğitim alan gruplarda metabolik parametrelerin özellikle
HbA1c’nin eğitim almayanlara göre olumlu yönde düzelme
gösterdiği şeklindedir26. Etkin glisemi kontrolünün
sağlanmasında hastaların diyabet hakkında
bilinçlendirilmesini sağlayan hasta eğitimi önemli yer
tutar. Bir çalışmada diyabet hakkında yeterli bilgisi
olanlarda yeterli bilgisi olmayanlara göre daha iyi glisemik
kontrol (HbA1c: %7,8’e karşılık %9,9) ve daha düşük
komplikasyon oranı (%40’a karşılık %89,6) saptanmıştır27. Ancak eğitimin HbA1c’yi etkilemediğini gösteren
az sayıda çalışma da vardır28. Hastaların kendilerini
takip ettikleri çalışmaların değerlendirildiği bir meta-
analiz çalışmasında, hastalara verilen eğitimin HbA1c
seviyelerini düşürdüğü, görüşme sayısı arttıkça yararlı
etkinin arttığı, program sonlandırıldıktan sonraki 3 ay
içinde yararlı etkinin azaldığı saptanmıştır29.
Araştırmamızda diyabetli bireylerin sadece %19,4’ünün
diyabet hakkında daha önceden eğitim almış olduğu
bulunmuştur. Diyabet hakkında eğitim alanların metabolik
kontrolünün almayanlara göre daha iyi olduğu
saptanmasına rağmen, diyabet eğitimi almanın metabolik
kontrole etkisi önemli bulunmamıştır (Tablo V).
Araştırmamızda, diyabetli bireylerin diyabet takibi için
kontrole gittiği sağlık kuruluşları arasında metabolik
kontrol düzeyi açısından önemli bir fark bulunmamıştır.
Dolayısıyla diyabet kontrolünün sağlık ocağında veya diğer kuruluşlarda yapılması metabolik kontrolü
etkilememektedir.
Araştırmamızda, beden kitle indeksine göre zayıf ve
şişman olanların metabolik kontrol durumu, normal
olanlara göre daha kötüdür. Ancak gruplar arasındaki
farklar önemli bulunmamıştır. Ailesinde diyabet hikayesi
olma durumu, egzersiz yapma durumu, diyabet nedeniyle
diyet yapma durumu ve tedaviye uyum durumunun
metabolik kontrol düzeyine etkisi önemli bulunmamıştır
(Tablo V).
Evde kan şekeri ölçümü yapan diyabetli bireylerin
metabolik kontrolünün istatistiksel olarak önemli şekilde
daha kötü olduğu saptanmış olup (p<0,05); evde kan
şekeri ölçümü yapanlarda yapmayanlara göre metabolik
kontrol 2,12 kat daha kötüdür (Tablo V, Tablo VI). Bunun
nedeni metabolik kontrolü kötü olanların diyabet süresinin
daha uzun ve çoğunluğunun da insülin kullanıyor
olmasından dolayı evde kan şekeri ölçümüne daha fazla
önem vermeleri olabilir. Kan glikoz düzeyinin hasta
tarafından düzenli kontrolü, özellikle insülin kullanan
hastaların insülin dozunun ayarlanmasına ve hipoglisemi
riskinin önlenmesine yardımcı olur. Diyabette evde düzenli
kan şekeri takibi tedaviye uyumu arttırmakta, bu da glisemi
kontrolünü kolaylaştırmaktadır. Literatürde, insülin
kullanan tip 2 diyabetlilerde evde kan şekeri ölçümü ile
iyi metabolik kontrol arasında ilişki olduğu, insülin
kullanmayan tip 2 diyabetlilerde ise metabolik kontrolü
kötü olanların daha sık evde kan şekeri ölçümü yaptığı
gösterilmiştir7.
HbA1c değerleri ile çeşitli değişkenler arasındaki
korelasyon incelendiğinde (Tablo VII); HbA1c değerleri
ile diyabet süresi haricinde yaş, öğrenim süresi, günlük
öğün sayısı ve beden kitle indeksi arasında önemli bir
ilişki bulunmamıştır.
Sonuç olarak; araştırmamızda diyabetli bireylerin HbA1c
değerlerine göre metabolik kontrol düzeyleri genel olarak
kötüdür. Kadın cinsiyet, ileri yaş, düşük eğitim düzeyi,
diyabet süresinin uzun olması, tedavide insülin kullanılması
ve evde kan şekeri ölçümü yapılması gibi çok sayıda tıbbi
ve sosyal faktör diyabetli bireylerde metabolik kontrol
düzeyini önemli şekilde kötü etkilemekte olup, hem
hastalar hem de sağlık personeli bu konuya gereken önemi
vermelidir.